1980’li yıllarda, yaşanan olaylar neticesinde yüz binlerce insanın hayatı değişti. Komünist rejimin Türk ve Müslüman azınlığa uyguladığı baskılar, zorunlu göç dalgasını tetikledi. 2025’te, bu trajedinin 36. yıl dönümünde, Bulgaristan Türklerinin kimlik mücadelesi ve anavatanlarına sığınma hikayeleri, hem hüzünle hem de kararlılıkla anılıyor.
Bulgaristan’da Yaşananlar ve Zorunlu Göç
Osmanlı İmparatorluğu’nun 14. yüzyılda Balkanları fethetmesiyle Bulgaristan’a yerleşen Türkler, asırlar boyunca kültürlerini, dillerini ve inançlarını korudu. Ancak 1878 Berlin Antlaşması’yla Bulgaristan’ın bağımsız bir prenslik olması, Türk azınlık için baskıların başlangıcı oldu. 1980’li yıllarda, Todor Jivkov’un liderliğindeki komünist rejim, “Yeniden Canlanma Süreci” adı altında Türk ve Müslümanları hedef alan yoğun bir asimilasyon kampanyası başlattı. Türkçe isimler Bulgar isimleriyle değiştirildi, ana dilde konuşmak yasaklandı ve dini ibadetler engellendi. Yaklaşık 850 bin kişinin kimliği zorla dönüştürülürken, direnenler hapis, sürgün veya Belene Toplama Kampı’na gönderilme gibi cezalarla karşılaştı.

Belene Toplama Kampı: Zulmün Merkezi
1984-1989 yılları arasında, asimilasyona karşı gelenler, Tuna Nehri’ndeki Belene Adası’nda kurulan toplama kampında mahkum edildi. Mahkumlar ağır koşullarda çalıştırıldı, fiziksel ve ruhsal şiddete maruz kaldı. Resmi kayıtlara göre bin kişi burada tutsak edildi ve en az 29 kişi hayatını kaybetti. Belene, rejimin insanlık dışı politikalarının sembolü oldu, ancak Türklerin kimliklerine olan bağlılığını kıramadı.

Türkan Feyzullah: Trajedinin Küçük Simgesi
1984’te, Kırcaali’de düzenlenen bir protestoda, 17 aylık Türkan Feyzullah, annesinin kucağında Bulgar polisinin kurşunlarıyla hayatını kaybetti. Türkan bebek, asimilasyon politikalarının vahşetini dünyaya gösteren bir sembol oldu. Cebel’de her yıl düzenlenen anma törenlerinde, onun anısı dualarla yaşatılıyor ve kimlik mücadelesine ilham veriyor.

Naim Süleymanoğlu: Direnişin Küresel Simgesi
“Cep Herkülü” olarak bilinen Naim Süleymanoğlu, Bulgaristan Türklerinin yaşadığı asimilasyon baskılarının uluslararası alanda duyulmasında önemli bir rol oynadı. 1980’lerde, rejim tarafından ismi zorla Naum Shalamanov olarak değiştirilen Süleymanoğlu, halterdeki başarılarıyla dünya çapında tanınıyordu. Ancak Bulgaristan’daki baskılar dayanılmaz hale gelince, 1986’da Avustralya’daki bir yarışmada Türkiye’ye iltica etti. 1989’daki kitlesel zorunlu göçten önce Türkiye’ye gelen Süleymanoğlu, Türk bayrağı altında Olimpiyat altın madalyaları kazanarak Bulgaristan Türklerinin mücadelesini dünya gündemine taşıdı. Onun hikayesi, kimlik mücadelesinin ve direnişin küresel bir sembolü oldu.

1989’da Bulgaristan Türkleri Neden Zorunlu Göç Etti?
Komünist rejimin Türk ve Müslüman azınlığa yönelik asimilasyon politikaları, 1980’lerde doruğa ulaştı. Türkçe isimlerin Bulgar isimleriyle değiştirilmesi, ana dilde konuşma yasakları ve dini özgürlüklerin kısıtlanması, Türkleri kimliklerini koruyabilmek için Türkiye’ye sığınmaya zorladı. Bu baskılar, 360 binden fazla kişinin 1989’da anavatanlarına göç etmesine neden oldu.
Bulgaristan’dan Zorunlu Göç Ne Zaman Oldu?
Zorunlu göç, 1989 yılının Mayıs ayında, Todor Jivkov’un Türklerin ülkeyi terk edebileceğini açıklamasıyla başladı. 4 Haziran’da Bulgaristan-Türkiye sınırı açıldı ve 22 Ağustos’a kadar 360 binden fazla insan anavatanlarına ulaştı. Kapıkule Sınır Kapısı’nda, az sayıda eşyayla gelen göçmenler, Avrupa’nın modern tarihindeki en büyük kitlesel yer değiştirmelerden birini oluşturdu.

Bulgaristan Göçmenleri Neden Geldi?
Bulgaristan Türkleri, Todor Jivkov rejiminin kimliklerini yok etmeye yönelik politikaları nedeniyle Türkiye’ye sığındı. Türkçe isimlerin değiştirilmesi, dil yasakları ve dini baskılar, hayatı çekilmez kıldı. 1989’da sınırların açılması, bu zulümden kaçışın tek yolu oldu. Göçmenler, Türkiye’de Türk ve Müslüman kimliklerini özgürce yaşayabilmek için evlerini ve geçmişlerini geride bıraktı.
Türkiye’de Yeni Bir Hayat
Türkiye, zorunlu göç dalgasına hazırlıksız yakalandı, ancak göçmenlere kapılarını açtı. Edirne, Bursa, İstanbul ve Kocaeli gibi şehirlerde, yaklaşık 20 bin konut göçmen ailelere tahsis edildi. Ekonomik zorluklar ve geçmişin travmaları yeni bir başlangıcı zorlaştırsa da, Bulgaristan Türkleri dayanışma ruhuyla topluma uyum sağladı. Kendi işlerini kurdular ve kültürel derneklerle kimliklerini korudular.

36 Yıl Sonra: Hafıza ve Dayanışma
2025’te, zorunlu göçün 36. yıl dönümü, Türkiye’deki Bulgaristan Türkleri tarafından anılıyor. Anma etkinlikleri, sergiler ve sempozyumlar, bu trajedinin unutulmamasını sağlıyor. Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği (BAL-GÖÇ), bu dönemin “etnik bir soykırım” olarak tanınması için mücadele ediyor. Göçmenler, geçmişin yaralarını sararken, anavatanlarında geleceğe umutla bakıyor.
Uluslararası Sessizlik ve Adalet Arayışı
Zorunlu göç, Soğuk Savaş’ın son yıllarında uluslararası toplumda yeterince yankı bulmadı. Avrupa, bu insan hakları ihlallerine güçlü bir tepki göstermedi. 1991’de açılan davalar zaman aşımı nedeniyle sonuçsuz kaldı. Takvimler 2012 yılını gösterdiğinde Bulgaristan’da yeni bir gelişme yaşandı. Parlamento, 1984-1989 yılları arasında yaşanan asimilasyon politikalarını kınadı, fakat resmi bir özür dilenmedi.
Geleceğe Taşınan Miras
Zorunlu göç, bir trajedi olduğu kadar, direnç ve dayanışmanın da öyküsüdür. Bulgaristan Türkleri, Türkiye’de yeni bir hayat kurarken, kültürel miraslarını camiler, dernekler ve festivallerle yaşattı. Türkan Feyzullah ve Naim Süleymanoğlu gibi figürler, bu mücadelenin sembolleri olarak genç nesillere ilham veriyor.


Bulgaristan’dan Zorunlu Göç: 36 Yılın Anılarıhttps://t.co/eyw8eNkIK7#bulgaristan #zorunlugöç pic.twitter.com/x3VoNe5xl1
— Line TV (@linetv) May 29, 2025








