Sahur, imsak vaktinden önce yenilen ve oruca hazırlık niteliği taşıyan öğündür. Hz. Peygamber (s.a.s.), sahurun bereketine dikkat çekmiş ve bir yudum suyla dahi olsa sahura kalkılmasını tavsiye etmiştir. Bu nedenle sahura kalkmak sünnet olarak kabul edilir.
Ancak dini açıdan değerlendirildiğinde, imsak vaktinden önce oruca niyet eden bir kişinin sahura kalkmamış olması orucuna engel teşkil etmez. Yani sahura kalkmadan da oruç tutulabilir. Önemli olan, oruca niyet etmiş olmaktır.
Diyanet’e göre sahurun önemi
Diyanet İşleri Başkanlığı kaynaklarında yer alan bilgilere göre, sahur yemeğinde “bereket” bulunduğu hadislerle sabittir. Resûl-i Ekrem (s.a.s.), sahurun Müslümanların orucunu diğerlerinden ayıran önemli bir özellik olduğunu belirtmiştir.
Fıkıh âlimleri de sahura kalkmanın ve sahuru imsak vaktine yakın bir zamanda yapmanın sünnet olduğunu ifade eder. Sahurun, kişiye gün boyu dayanma gücü verdiği; aynı zamanda seher vaktini ibadet, dua ve istiğfarla değerlendirme imkânı sunduğu vurgulanır. Kur’an-ı Kerim’de de seher vakitlerinde istiğfar edenlerin övüldüğü bildirilmiştir.
Uzmanlar, hem bedensel hem de manevi açıdan sağladığı faydalar nedeniyle sahurun ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Ancak herhangi bir sebeple sahura kalkamayan kişiler, imsak öncesi niyet etmişlerse oruçlarını tutabilirler.
Kısacası; sahur sünnettir ve büyük bir berekettir, fakat sahura kalkamamak oruca engel değildir. Önemli olan niyet ve orucun şartlarına riayet etmektir.




